Akkuyu Nükleer Güç Santrali ile Türkiye'nin Enerji Geleceği
Türkiye, Akkuyu Nükleer Güç Santrali sayesinde 70 yıl aradan sonra nükleer enerjiye geçiş yapmaya hazırlanıyor. Bu yıl ilk kez nükleer reaktörden elektrik üretilecek olması, ülkenin enerji bağımsızlığı ve stratejik kaynaklar açısından tarihi bir gelişme olarak değerlendiriliyor.
Gazeteci Mahmut Övür, "Enerjide 'toryum' umudu" başlıklı yazısında bu konuyu ele aldı. İşte Övür'ün kaleme aldığı yazının detayları:
Nükleer Enerjide Yeni Bir Dönem
Türkiye, 70 yıl aradan sonra nükleer santrale sahip olmanın eşiğine geldi. Geçtiğimiz hafta Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu ve Mersin Milletvekili Ali Kıratlı ile birlikte Akkuyu Nükleer Güç Santrali'ni ziyaret ettik. Helikopterle yapılan gözlemler oldukça heyecan vericiydi. Türkiye, bu yıl sonunda ilk kez nükleer enerji kullanmaya başlayacak.
Önceki yazımda da belirttiğim gibi, iç ve dış baskılara rağmen Türkiye bu yatırımı gerçekleştirdi. Dönüş yolunda Bakan Bayraktar ile sohbet ederken, şu gerçeği vurguladı:
"Bu yıl, Akkuyu'da ilk kez nükleer reaktörden elektrik üreteceğiz. Dünya genelinde 400 nükleer santral çalışıyor. Yakınımızda Ermenistan, Bulgaristan ve Macaristan'da da nükleer santraller mevcut. Fransa, elektriğinin yüzde 75'ini nükleer kaynaklardan sağlıyor. Şu anda dünyada inşası devam eden 60 reaktör bulunuyor. Ancak Türkiye'ye gelince, iç ve dış sesler ortak bir şekilde 'Türkiye nükleer yapmasın...' diye haykırıyor. Biz nükleer santral inşa ediyoruz ve bu süreç devam edecek. İnşallah Akkuyu'nun yanına Sinop ve Trakya'yı ekleyeceğiz, böylece Türkiye'yi nükleer enerji liginde üst seviyelere taşıyacağız."
Enerjinin Stratejik Önemi
Güçlü bir siyasi irade olmadan Türkiye'nin bu başarıyı elde etmesi kolay olmazdı. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın öncülük ettiği "Milli Enerji ve Maden Politikası"nın hayata geçirilmesinde önemli katkılarda bulunan eski bakan Berat Albayrak, bu konuda şunları ifade ediyor:
"Enerji meselesi asla sadece enerji meselesi değildir."
Bu nedenle, ABD Başkanı Trump'ın enerji alanları ve nadir toprak elementleri peşinde koşması tesadüfi bir durum değildir. Günümüzde dünyayı dönüştüren yeni teknolojilerin de yeni madenler üzerinden şekillendiği aşikar. Türkiye, geç de olsa bu yarışa dahil olmuş durumda ve yeni enerji kaynakları ile nadir metallerin önemini anlamış bulunuyor.
Bakan Bayraktar'a, Eskişehir'de keşfedilen nadir metalleri sorduğumda, mevcut durumu şu şekilde özetliyor:
"Dünya genelinde tüm devletler nadir toprak elementlerinin peşinde. Geçmişteki petrol ve altın arayışına benzer bir durum söz konusu. Eskişehir'de önemli bir rezerv bulduk ve pilot tesisimizi kurduk. Yıllık kapasitemiz bin iki yüz ton. Şimdi bunu daha büyük ölçekli bir endüstriyel tesise dönüştürmek için çalışmalar yapmayı hedefliyoruz. Bu alanda en ileri düzeyde olan ülke Çin ile de görüşmelerimiz sürüyor."
Toryum ve Geleceği
Konuşmamız sırasında yıllardır tartışılan ancak tam olarak anlaşılamayan "toryum" konusuna değinmeden geçemedim. Bu konu, 2007 yılında yaşanan şüpheli bir uçak kazasıyla da gündeme gelmişti. Toryumla ilgili çalışmalarıyla tanınan Prof. Dr. Engin Arık, bu konudaki görüşlerini aktardı.
Prof. Arık, "Toryumu Türkiye'nin geleceği açısından çok önemli görüyorum" diyerek toryumun avantajlarını şöyle açıkladı:
"Toryumla çalışan nükleer santrallerin patlama riski yoktur ve Çernobil benzeri bir felaket yaşanması imkansızdır. Çevre kirliliği söz konusu değildir. Reaktörün fişini çektiğinizde tüm işlemler durur."
Peki, Türkiye'nin tahmini 800 bin ton toryum rezervi ile mevcut durum nedir? Bakan Bayraktar bu soruya şu şekilde yanıt veriyor:
"Bizim önemli bir toryum rezervimiz mevcut. Bu teknolojiyi kullanmaya başlarsak yakıtımızı kendimiz üretebileceğiz. Ancak hâlâ araştırmalar devam ediyor. TENMAK çalışmaları sürdürmekte, akademik camiada ve üniversitelerde de çalışmalar yapılmakta. Son olarak Danimarka'da bu konuya yatırım yapan bir firma ile işbirliği yapıyoruz. Dünya genelinde durum farklı değil; 'Evet, bu reaktörde kullanılıyor' denilen bir reaktör yok. Herkes araştırıyor. Zaman ve olgunlaşma sürecine ihtiyaç var."
Son olarak, başka bir Fizik Mühendisi olan Nil Heycan'ın sözleriyle bitirelim:
"Türkiye Yüzyılı'nı, Türkiye bin yılına taşıyacak güç ülkemizin suyu, güneşi, rüzgârı ve toryumundadır."