Mobil Uygulamayı İndir

Haberleri mobil uygulamamızdan takip edin!

4 Şubat 2026 Çarşamba İstanbul 4°C

Bildirimler

Sitemize Hoş Geldiniz

Güncel haberler ve son dakika gelişmeleri için bizi takip edin!

Şimdi

Küresel Su Krizi Kapıda, Ama Yeni Bir Teknoloji Çözüm Sunar Mı?

E
Yazar Medya
5 dk okuma 148 okunma Yayınlanma: 29 Ocak 2026 08:04 Güncelleme: 4 Şubat 2026 02:54
Küresel Su Krizi Kapıda, Ama Yeni Bir Teknoloji Çözüm Sunar Mı?
Küresel Su Krizi Kapıda, Ama Yeni Bir Teknoloji Çözüm Sunar Mı? Foto: Yazar Medya

Türkiye'de Su Durumu Alarm Veriyor

Türkiye'deki büyükşehirlerdeki barajlar tehlike sinyalleri veriyor, Birleşmiş Milletler ise dünyanın “su iflası” aşamasına girdiğini ifade ediyor. Tatlı su kaynakları hızla azalırken, Norveç'ten gelen yeni bir yöntem bu duruma çözüm olabilir mi?

Yağışlar Artıyor, Ancak Barajlar Boş

Uzun süren bir kuraklık döneminin ardından, 2025-2026 kışında Türkiye'nin birçok yerinde yağışlar gözlemleniyor. Ancak İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyük şehirlerde barajların doluluk oranları hâlâ endişe verici seviyelerde. Diğer yandan, 2025 yılı ölçümlere göre tarihin en sıcak üçüncü yılı olarak kaydedildi. Birleşmiş Milletler raporları, önümüzdeki süreçte zorlukların artacağına ve dünyanın hızla bir “tatlı su iflası” içine sürüklendiğine dikkat çekiyor.

2025 yılı, tarihin en sıcak üçüncü yılı olarak kaydedildi.

Bu durum, tatlı su ihtiyaçlarımızı karşılamak için alternatif yollar aramayı zorunlu kılıyor. Deniz suyunun tuzdan arındırılması, uzun zamandır bu yollar arasında yer alıyor; ancak önceki yöntemler yüksek enerji tüketimi ve maliyetleriyle eleştiriliyordu. Şimdi ise Norveçli bir şirket, bu alanda daha etkili bir çözüm geliştirmiş olabileceğini ileri sürüyor. New Scientist tarafından yayınlanan iki makale, derinleşen su krizine ve bu krize karşı geliştirilen yeni teknolojilere odaklanıyor.

Su Krizinin Küresel Boyutu

“Dünya, uzun zamandır tükettiğinden daha fazlasını geri koyamadığı bir kaynakla karşı karşıya: su. Aşırı tüketim, iklim değişikliği ve plansız kentleşmenin etkileriyle gezegen, Birleşmiş Milletler raporlarında sıklıkla “su iflası” olarak adlandırılan bir döneme girmiştir. Bugün dünya nüfusunun dörtte üçü, yılın en az bir döneminde su kıtlığı, kuraklık veya ciddi su kirliliği riskiyle yaşayan ülkelerde yaşamaktadır.

BM Su, Çevre ve Sağlık Enstitüsü raporlarına göre, birçok bölge artık yıllık yağış ve kar erimesiyle yenilenebilen su miktarının çok üzerinde tüketim yapıyor. Binlerce yıl boyunca oluşan yeraltı suyu rezervleri hızla azalıyor; büyük yeraltı su tabakalarının yaklaşık %70'inde azalma gözlemleniyor. Bilim insanları, bu kayıpların çoğunun geri döndürülemez olduğunu düşünüyor.

Su krizinin etkileri yalnızca çevresel değil; ekonomik ve siyasi sonuçları da var.

Bu sürecin arkasında iki ana faktör öne çıkıyor: Tarımın yoğun olduğu bölgelerdeki aşırı su kullanımı ve iklim değişikliği nedeniyle giderek daha kuraklaşan bölgelerde büyüyen şehirler. Türkiye'de yeraltı sularının kontrolsüz çekilmesi sonucu yüzlerce obruk oluşurken, çölleşme kaynaklı toz fırtınaları Çin'in kuzeyinde ciddi sağlık sorunlarına yol açtı.

BM Su, Çevre ve Sağlık Enstitüsü'nden Kaveh Madani, durumu “küresel bir bilanço açığı” olarak tanımlıyor:

“Yüzey suları büyük ölçüde tükendi. Atalarımızdan kalan yeraltı suları ve buzullar gibi doğal ‘tasarruf hesapları’ da hızla boşalıyor. Dünyanın pek çok yerinde su iflasının belirtilerini net bir şekilde görebiliyoruz.”

Su Kıtlığı ve Küresel Etkileri

Bugün yaklaşık 4 milyar insan, yılda en az bir ay ciddi su kıtlığı yaşıyor. Bu durum sadece çevresel bir sorun değil; aynı zamanda ekonomik ve siyasi sonuçlar da doğuruyor. Su yetersizliği, göçü hızlandırıyor, toplumsal huzursuzlukları derinleştiriyor ve mevcut krizleri daha da kırılgan hale getiriyor.

İran, bu durumun çarpıcı örneklerinden birini sergiliyor. Ülke, son 50 yılın en kurak dönemlerinden birini yaşarken, tarımsal sulama amacıyla yapılan barajlar ve açılan kuyular, bir zamanlar Orta Doğu'nun en büyük göllerinden biri olan Urmiye Gölü'nü neredeyse tamamen kuruttu. Yeraltı su rezervlerinin büyük kısmı tükenirken, hükümet Tahran'ın kısmen tahliyesini ve bulut tohumlama gibi tartışmalı yöntemleri gündemine aldı. Madani'ye göre, su kıtlığı, ülkedeki protestoların doğrudan nedeni olmasa da toplumsal gerilimi artıran önemli faktörlerden biri.

Benzer bir durum ABD'nin batısında da gözlemleniyor. Colorado Nehri’nin debisi, son 20 yılda yaklaşık %20 oranında azaldı. Nehir, hem büyük şehirlerin içme suyu ihtiyacını karşılıyor hem de hayvancılık için yem üretiminde kullanılıyor. Ancak bugün Colorado, giderek artan sayıda nehir gibi denize ulaşamıyor. Nehrin iki büyük rezervuarı, önlem alınmadığı takdirde birkaç yıl içinde “ölü havuz” seviyesine düşebilir.

Küresel ölçekte tatlı suyun yaklaşık %70'i tarımda kullanılıyor. Bu nedenle uzmanlar, su krizine yönelik çözümlerin tarım politikaları etrafında şekillenmesi gerektiğini ifade ediyor. Ancak sorun sadece teknik verimlilikle sınırlı değil. Damla sulama gibi yöntemler suyu daha verimli kullandırsa da, çoğu durumda toplam tüketimi azaltmak yerine artırabiliyor.

Daha da önemlisi, küresel gıda üretiminin yaklaşık yarısı, su depolama kapasiteleri azalan bölgelerde gerçekleşiyor. Tarımda ciddi su kesintileri yapılması, geçimini bu alandan sağlayan 1 milyardan fazla insanı doğrudan etkileyebilir. Bu nedenle su tasarrufu, ekonomik çeşitlendirme ve sosyal politikalarla birlikte ele alınmalıdır.

Su stresi yalnızca kurak bölgelerin sorunu değil. Yağışlı bölgelerde bile endüstriyel kirlilik, veri merkezlerinin artan su ihtiyacı ve sulak alanların tarıma açılması, temiz suya erişimi zorlaştırıyor. Avrupa Birliği büyüklüğünde bir alanı kaplayan sulak alanların kaybı, sel kontrolü, gıda üretimi ve karbon depolama gibi kritik ekosistem hizmetlerinin de kaybı anlamına geliyor.

Yeni Teknolojiler ve Deniz Suyunun Arındırılması

Uzmanlar, insanlığın daha az su ile yaşamayı öğrenmesi gerektiğini savunuyor. Bunun ilk adımı ise ölçüm yapmaktır. Birçok ülkede hâlâ kuyulardan çekilen suyun, tarım kanallarında kaybolan miktarın veya evlerde tüketilen suyun net bir kaydı tutulmuyor. Madani’nin dediği gibi, “Ölçmediğimiz bir şeyi yönetemeyiz.”

Ancak bu tablo sadece kısıtlamalar ve kayıplarla sınırlı değil. Su kıtlığının artış gösterdiği bir dünyada, yeni teknolojiler de dikkatle takip ediliyor. Tatlı su kaynaklarının azaldığı bölgelerde, deniz suyunun tuzdan arındırılması uzun zamandır bir seçenek olarak görülüyor. Ancak yüksek enerji ihtiyacı ve maliyetler, bu yöntemin yaygınlaşmasını kısıtlıyor. Günümüzde küresel tatlı su arzının sadece yaklaşık %1’i tuzdan arındırma tesislerinden gelmektedir.

Norveçli Flocean şirketi, bu durumu değiştirebilecek bir yaklaşım geliştirdiğini iddia ediyor. Şirket, 2026 yılında dünyanın ilk ticari ölçekli denizaltı tuzdan arındırma tesisini devreye almayı planlıyor. Temel fikir, ters ozmoz sistemlerini okyanusun derinliklerine yerleştirerek, doğal hidrostatik basıncı enerji kaynağı olarak kullanmaktır.

Bu yöntem sayesinde deniz suyunu membranlardan geçirmek için gereken pompalama ihtiyacı önemli ölçüde azalıyor. Flocean’a göre sistem, geleneksel kara tabanlı tesislere göre enerji tüketimini %40-50 oranında azaltabiliyor. Ayrıca, güneş ışığının ulaşmadığı derinliklerde deniz suyu daha temiz olduğu için ön arıtma ihtiyacı da azalmaktadır.

Şirket, Norveç'te 500 metrenin üzerindeki derinliklerde yürüttüğü testlerde sistemin teknik olarak çalıştığını kanıtladı. İlk ticari tesisin günde yaklaşık 1.000 metreküp içme suyu üretmesi planlanıyor ve sistem, modüler yapısıyla zamanla genişletilebilecek.

Uzmanlar, bu tür teknolojilerin özellikle kıyı bölgelerinde önemli bir tamamlayıcı rol oynayabileceğini kabul ediyor. Ancak deniz suyundan tatlı su elde etmenin, hâlâ nehirlerden veya yeraltı sularından su çekmeye kıyasla daha maliyetli olduğu vurgulanıyor. Membranların bakımı, uzun vadeli çevresel etkiler ve finansman ihtiyacı, teknolojinin yaygınlaşmasının önündeki temel zorluklar arasında yer alıyor.

Sonuç olarak, denizaltı tuzdan arındırma gibi yenilikler, küresel su krizine tek başına çözüm sunmamaktadır. Ancak daha az suyla yaşamayı öğrenmek zorunda kalan bir dünyada, doğru yer ve koşullarda önemli bir araç haline gelebilir.

Bu yazı ilk kez 28 Ocak 2026’da yayımlanmıştır.

Etiketler

#su krizi #Türkiye su durumu #Norveç teknolojisi #tatlı su kaynakları #baraj doluluk oranları #deniz suyu arındırma #Birleşmiş Milletler #iklim değişikliği

Videolar