Mobil Uygulamayı İndir

Haberleri mobil uygulamamızdan takip edin!

31 Mart 2026 Salı İstanbul 4°C

Bildirimler

Sitemize Hoş Geldiniz

Güncel haberler ve son dakika gelişmeleri için bizi takip edin!

Şimdi

Doğum İzni: Süre Artıyor, Ancak Eşitlik Gerçekten Sağlanıyor Mu?

E
Yazar Medya
5 dk okuma 31 okunma Yayınlanma: 31 Mart 2026 18:37 Güncelleme: 31 Mart 2026 19:53
Doğum İzni: Süre Artıyor, Ancak Eşitlik Gerçekten Sağlanıyor Mu?
Doğum İzni: Süre Artıyor, Ancak Eşitlik Gerçekten Sağlanıyor Mu? Foto: Yazar Medya

Doğum İzninin Uzatılması Tartışmaları Yeniden Gündemde

Türkiye'de doğum izninin süresinin artırılması konusundaki tartışmalar, TBMM'ye sunulan yeni yasa tasarısıyla tekrar ön plana çıktı.

AK Parti tarafından önerilen yasa tasarısı, kadınlar için ücretli doğum izninin 16 haftadan 24 haftaya çıkartılmasını, erkekler için ise babalık izninin 5 günden 10 güne uzatılmasını öngörüyor.

Yasa tasarısının gerekçesinde, doğum sonrası ilk ayların çocuğun bakım ve gelişimi açısından kritik öneme sahip olduğu vurgulanıyor. Ayrıca, bu düzenlemenin Türkiye'nin nüfus politikalarını destekleme amacıyla da ele alındığı ifade ediliyor. Bu açıdan, teklif, hükümetin açıkladığı "Aile Yılı" çerçevesinde aile ve doğurganlığı teşvik eden politikaların bir parçası olarak değerlendiriliyor.

Ancak tartışmalar yalnızca çocuk bakımının nasıl güçlendirileceği konusuyla sınırlı değil.

Kadınların İş Hayatındaki Konumu

Kadın dernekleri ve uzmanlar, bu düzenlemenin kadınların iş hayatındaki durumunu nasıl etkileyeceği üzerine yoğunlaşıyor. DW Türkçe'ye görüş veren feminist avukat Selin Nakıpoğlu, bu konunun sadece bir izin süresi meselesi olarak ele alınamayacağını belirtiyor.

Kadınların iş piyasasındaki konumunu zayıflatacak düzenlemelere dikkat edilmesi gerekiyor.

Nakıpoğlu, "İznin uzatılması teknik olarak bir hak gibi görünse de pratikte kadınların iş gücündeki konumunu zayıflatacak bir durumdur" ifadesini kullanarak, bu tür düzenlemelerin işverenlerin kadınları işe alma konusundaki temkinliliğini artırabileceğini vurguluyor.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verileri, kadınların iş gücüne katılım oranının erkeklere göre belirgin biçimde düşük olduğunu gösteriyor. Kadınların iş gücüne katılım oranı yüzde 36,8 iken, erkeklerde bu oran yüzde 72 seviyesinde bulunuyor.

İstihdamda Kadınların Yeri

3 yaşından küçük çocuğu olan 25-49 yaş arası kadınlar arasında istihdam oranı ise yüzde 26,9'a kadar düşüyor. Yarı zamanlı çalışan kadınların oranı ise yaklaşık yüzde 18. Yani, istihdama dahil olan her beş kadından biri yarı zamanlı bir işte çalışıyor.

Diğer yandan, tarım dışı kayıt dışı istihdam oranı kadınlarda yüzde 19,4 olarak ölçülürken, tarım sektöründe bu oran yüzde 91,1'e kadar yükseliyor.

Ücret eşitsizliği de dikkat çekici bir konu. Üniversite mezunu kadınların kazançları, erkeklere kıyasla ortalama yüzde 17,4 daha düşük seviyelerde kalıyor.

Nakıpoğlu, Türkiye'deki kadınların iş gücüne katılım oranının Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) ve Avrupa Birliği (AB) ortalamalarının oldukça altında olduğunu ifade ederek, bu durumun yapısal bir sorunu işaret ettiğini belirtiyor:

"Bu, sadece bir sayı değil; kadınların iş gücüne dahil olamadığı anlamına gelir. Devlet politikalarının veya çalışma koşullarının kadınların iş hayatında kalmalarını sağlayacak şekilde güçlü bir biçimde tasarlanmadığını gösterir."

Resmi veriler, kadınların iş gücüne katılamamasında bakım yükünün belirleyici bir unsur olduğunu ortaya koyuyor. TÜİK'e göre, kadınların iş gücüne dahil olmama nedenleri arasında ev işleriyle meşguliyetin payı yüzde 35'tir.

Kadınların hane halkı ve aile bakımına bir günde ayırdığı süre 4 saat 35 dakika, erkeklerin ise sadece 53 dakikadır.

Aile yaşamına dair veriler, bu yükün eşitsiz bir şekilde dağıldığını gösteriyor. Hane içindeki işlerin büyük bir kısmı kadınlar tarafından üstleniliyor. Çocuk bakımında kadınların payı yüzde 94,4 iken, erkeklerin payı yalnızca yüzde 2,3 düzeyindedir.

Uzmanlar, bu verilerin bakım emeğinin Türkiye'de hala kamusal bir hizmet alanı olarak değil, büyük ölçüde kadınların üstlendiği görünmez bir yük olarak kaldığını gösterdiğini ifade ediyor.

Nakıpoğlu, bakım hizmetlerinin yetersizliğinin kadınları iş gücünden uzaklaştıran temel faktörlerden biri olduğunu belirtiyor. Kreşler, gündüz bakım evleri ve esnek çalışma modellerinin sınırlı olması nedeniyle kadınların bakım yükünü çoğunlukla tek başına üstlenmek zorunda kaldıklarını ifade ediyor.

Türkiye'de kreşler, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile Milli Eğitim Bakanlığı'nın sorumluluğundadır. Ayrıca, Diyanet İşleri Başkanlığı ve belediyelere bağlı dernekler de kreş açabilmektedir.

Ancak ülkede, tamamen ücretsiz kreş hizmetleri, belediyeler ve Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı'nın uyguladığı bazı sosyal projeler dışında mevcut değildir.

Eğitim Reformu Girişimi'nin Milli Eğitim Bakanlığı İstatistikleri üzerinden yaptığı değerlendirmeye göre, okul öncesi eğitimdeki öğrenci sayısı 2022-2023 eğitim-öğretim yılından bu yana azalmaktadır.

2023-2024 eğitim-öğretim yılında 1 milyon 954 bin 202 olan öğrenci sayısı, 2024-2025'te 1 milyon 741 bin 314'e düşmüştür. 5 yaşta okul öncesi eğitim net okullulaşma oranı 1,8 puan azalarak yüzde 82,5'e gerilemiştir. 3-5 yaş arasındaki okul öncesi net okullulaşma oranı yüzde 51,9'dan yüzde 49'a, 4-5 yaş grubunda ise yüzde 64'ten yüzde 60,8'e düşmüştür.

Doğum İzni Düzenlemesi Üzerine Eleştiriler

CHP Çalışma ve Sosyal Güvenlik Politikaları Kurulu Başkanı Gamze Taşcıer, doğum izninin uzatılmasını içeren düzenlemenin, kadınların çalışma hayatındaki konumunu güçlendirecek bütüncül bir yaklaşım içermediğini öne sürüyor.

Taşcıer, Türkiye'de kadın istihdamının zaten sınırlı olduğuna dikkat çekerek, "Kadınların iş gücüne katılımı bu kadar kısıtlıyken, getirilen düzenleme eşitsizliği azaltmak yerine derinleştirir" diyor.

Taşcıer, kadınların iş gücüne katılımı açısından asıl sorunun yapısal olduğunu belirtiyor. Türkiye'de 21,5 milyon kadının iş gücü dışında bulunduğunu ifade eden Taşcıer, bu durumun eşitsizliğin boyutunu ortaya koyduğunu vurguluyor.

Nakıpoğlu da benzer bir şekilde, yalnızca doğum izninin uzatılmasının kadın istihdamını desteklemek yerine riskleri artırabileceğini dile getiriyor. "Kadınlar işten uzun süre uzak kaldıklarında yeniden işe dönmek zorlaşır; maaş, kariyer ilerlemesi ve terfi fırsatları azalır" diyerek bu durumun ekonomik sonuçlarına dikkat çekiyor.

Uzmanlar, tartışmanın merkezinde doğum izninin süresinin değil, bakım politikalarının nasıl yapılandırıldığı olduğuna dikkat çekiyor.

Teklif, ebeveyn izni gibi bakım sorumluluğunu kadın ve erkek arasında eşit paylaşmayı hedefleyen yaklaşımlar yerine, ağırlıklı olarak doğum izninin genişletilmesine odaklanıyor. Düzenleme çerçevesinde, eşi doğum yapan memurlara tanınan 10 günlük babalık izninin erkek işçilere de tanınması öngörülüyor. Ancak bu adım, bakım yükünün eşit paylaşımını sağlayacak ölçekte değildir.

CHP'li Gamze Taşcıer, düzenlemenin bu haliyle bakım yükünü kamusal bir sorumluluk olarak yeniden tanımlamak yerine büyük oranda aile içinde, yani kadınların üzerine bıraktığını belirtiyor. Taşcıer, "İşe dönüş güvencesi var mı, gelir güvencesi var mı?" diyerek bu yaklaşımın kadınların iş gücü piyasasındaki kırılgan konumunu daha da derinleştirebileceği uyarısında bulunuyor.

Nakıpoğlu'na göre bu yaklaşım, toplumsal cinsiyet rollerinden bağımsız değildir. "Bakım yükü kadınların üzerine yıkılırken, erkekler iş piyasasında 'tam zamanlı çalışan' olarak tanımlanıyor" diyen Nakıpoğlu, bu durumun eşitsizliği yeniden ürettiğini vurguluyor.

Nakıpoğlu, ebeveyn izni konusunun güçlü bir şekilde tartışılması durumunda, bakım sorumluluğunun kadın ve erkek arasında daha eşit bir şekilde paylaşılabileceğini ve kadınların istihdama dönüşünün kolaylaşabileceğini belirtiyor. Ancak Türkiye'de ebeveyn izni tartışmalarının sınırlı kaldığını, bunun da kadınları "koruma" gerekçesiyle istihdamdan uzaklaştıran politikalarla ilişkili olduğunu ifade ediyor.

"Bu, sadece iyi niyetli bir sosyal hak düzenlemesi değildir; kısa vadeli 'iyi görünme' ile çalışma piyasasındaki cinsiyet eşitsizliğini derinleştiren bir tuzaktır" diyen Nakıpoğlu, bu tür politikaların kadınların iş gücünden uzaklaşmasını meşrulaştırma riski taşıdığını vurguluyor.

Almanya gibi ülkelerde uygulanan ebeveyn izni, anne veya babalara çocukların bakımıyla ilgilenmeleri için belirli bir süre işten ayrılma imkanı sunuyor. Genellikle ücretsiz olan ebeveyn izni, anne veya babalara işe dönüş güvencesi de sağlıyor.

TÜİK verileri, kadınların hem iş gücüne katılımda hem de çalışma koşullarında erkeklerin gerisinde kaldığını gözler önüne sererken, doğum izni tartışması bu eşitsizliğin hangi politikalarla giderileceği sorusunu yeniden gündeme getiriyor.

Uzmanlar, yalnızca doğum izninin uzatılmasının kadınların istihdamdaki konumunu güçlendirmek için yeterli olmayacağını; kreş hizmetlerinin yaygınlaştırılması, ebeveyn izni modellerinin geliştirilmesi ve bakım yükünün eşit paylaşımını sağlayacak politikaların hayata geçirilmesi gerektiğini ifade ediyor.

Selin Nakıpoğlu, doğum izninin uzatılmasının tek başına bir kazanım olarak görülmemesi gerektiğini, kadınların iş gücünde eşit yer alabilmesi için bakım hizmetleri, esnek çalışma, ebeveyn izinleri ve toplumsal cinsiyet eşitliği politikalarıyla birlikte ele alınması gerektiğini vurguluyor. Aksi takdirde, bu tür düzenlemelerin kadınların iş gücünden uzaklaşmasını meşrulaştıran bir çerçeveye dönüşebileceğini belirtiyor.

Etiketler

#doğum izni #eşitlik tartışmaları #kadın hakları #aile yılı #iş hayatı #babalık izni #Selin Nakıpoğlu #Türkiye nüfus politikaları

Videolar